AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 EVLİYA ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDE ÇANKIRI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ÇANKIRI-FM18-BATUHAN
.
.


Erkek
Mesaj Sayısı : 8
Yaş : 41
Nerden : ÇANKIRI
Lakap : ZIR DELİ
RuhHalin :
Takım :
Kayıt tarihi : 26/01/09

MesajKonu: EVLİYA ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDE ÇANKIRI   Çarş. Şub. 11, 2009 6:48 pm

EVLİYA ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDE ÇANKIRI
Kengırı Kal’ası: Dağıstan ve Türkistan içre kalmış bir vilâyettir. İlkin Kastamonu hâkimi ve Kötürüm Muharrem nâmelik vâsıtasıyla Brusa Rûm tekfûrundan feth edilmiş ba’de Yıldırım Han’ın eline geçmiştir. Sonra Çelebi Sultan Mehmed (822) tarihinde tekrar feth etmiştir. Zirâ timür vak’asında elden çıkmış idi. Anadolu eyaletinde sancak beyi tahtıdır. Beyinin hâsı (35781) akçedir. Yedi zeâmet (381) tımârı vardır.
Alaybeyi, Çeribaşı ve Yüzbaşısı vardır. Kanun üzre cebelileri ile beyinin livâsı altında bin beş yüz askeri olur. Üç yüz pâyesiyle şerif kazâdır. Üç Divân, Dört Divân, Kızıl Öz, Alaca Öz,
Alaca Mescid divânlarına kadar on iki divân nâhiyeleri vardır. Kadısına senevî üç bir guruş beyine on bir guruş hâsıl olur. Amma şirret iblîs-i telbîs kavmi vardır. Sipâh yeri olmağla kethüdâ yeri yeniçeri serdârı müfti, nakib, muhtesibi, şehir kethüdası, şehir subaşısı vardır. Kal’ası murabba’ü’şekl seng bina, köçek bir ribat, bir kapusu. Vâroşu vâsi-i fezade olup dört bin kadar bağlı, bağçeli ma’mür haneleri havidir. Camilerinin en meşhuru (Sultan Süleyman Hân Camii) olub bir minareli kurşun ile mestûr müzeyyen bir cami-i ma’murdur. Âb û havası latif, halkı oldukça garib – dost olub memduhatından beyaz pirinç bozası meşhurdur.

EVLİYA ÇELEBİ BİN DERVİŞ MEHMED ZİLLÎ
[Müellif]; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, [Tab-ı: Ahmed Cevdet], İlk Tâb-ı, 3. Cilt., ss. 250-251, Dersaadet’te.
“İkdâm Matbaası”, 1314 (1896)
Aynı yıl Çankırı’da 743 mahalle ve köy varken, XX. yy’ın başlarında sancağın genel nüfusu kadın 76.375 ve erkek 77.417 olmak üzere toplam 153.792 kişiydi. Nüfusun % 1’ini gayr-i Müslim ahali, kalanın ise Müslümanlar oluşturuyordu.
1867 yılında, ilk olarak, bugünkü Ziraat Bankasının temeli sayılabilecek Menafi-i Umûmiyye sandıkları Çankırı, Çerkeş ve Kalecikte de açılmıştır.
1869 yılında açılan hastane, bugünkü Çankırı Hastanesidir. Daha sonraki sâlnâmelerde de görüleceği gibi İnaç köyündeki bir dakik (un) fabrikasının geliri söz konusu hastanenin giderlerine ayrılmıştır.

1872 yılında, diğer sancaklarda olduğu gibi Çankırı Sancağında da Ziraat Komisyonu’nun oluşturulduğu, tarımda üretim çeşitliliğini arttırıcı yöntem arayışları içine girildiği ve bu amaçla tahıl üretiminin çeşitliliğini arttırıcı yöntem arayışları içine girildiği ve bu amaçla tahıl üretiminin ağırlıkta olduğu bölgede ilk defa düzenli olarak susam ve afyon tohumu ekiminin yapıldığı ve deneme maksatlı olarak bütün sancak dahilinde 20.000 adet dut fidanı ile 264.500 adet tütün fidanı dikiminin gerçekleştirildiği bilinmektedir. Aynı yıllarda merkez ilçede 20.000 adet cehri fidanı, Çerkeş Kazasında da afyon tohumuna ilâveten 33 kıyye (okka) kendir tohumunun ekimine başlanmıştır.
Balkan savaşı sonrası, gerek savaştan memleketlerine dönen askerler, gerekse muhacirlerle Anadolu’ya yayılan kolera, tüm kentleri olduğu gibi Çankırı’yı da etkilemiştir. Bu dönemde başta Çankırı–İskilip yolu olmak üzere Çankırı-Tosya, Çankırı-Ankara ve Çankırı– Kastamonu yollarında kordonlar oluşturularak şehir adeta karantina altına alınmıştır. Mutasarrıflık ve belediyenin koordinasyonunda, muvazzaf askerler ile halkın da katılımıyla bu salgın hastalık, mümkün olan en az kayıpla atlatılmıştır.
Çanakkale Savaşı sırasında eşlerini ve babalarını cepheye gönderen Çankırı kadınlar ve çocukları boş durmamış, kurdukları “Kengırı Askere Yardımcılar Derneği” ile satın aldıkları yün ipliğini Ankara’daki 5. Kolordu tarafından ödenmek üzere iplik yapıp çorap örerek söz konusu Kolordu merkezine göndermişlerdir.
Çankırı Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait sosyal ve siyasal tarihi için birincil derecede önemli kaynak, Çankırı Şer’iyye Sicilleri’dir. Halen Ankara Milli Kütüphane’de bulunan söz konusu Şer’iyye Sicilleri 76 defterden oluşmakta ve h. 1063-1330 (1653-1914) yıllarını kapsamaktadır. Çankırı Şer’iyye Sicilleri’nin transkripsiyonunun yapılması ve bugünkü dilimize çevrilmesi ile ilin tarihindeki bir çok karanlık nokta aydınlanmış olacaktır.

Mütareke ve Milli Mücadele

Mondros Mütârekesi imzalandığında Çankırı, Kastamonu vilayetine bağlı bir sancaktı. Gerek birinci dünya savaşı yıllarında gerekse milli mücadele döneminde savaşın doğrudan etkilerini yaşamadığı için, Çankırı’nın önemli bir yıkıma uğradığı söylenemez. Topraklarının verimsizliği ve ticaret yollarının dışında olması nedeniyle güçlü bir eşraftan yoksundu. İşsizlik yaygındı. Savaştan dönenlerin iş bulamaması, zaten yoksul olan halkı daha da yoksullaştırmıştır. Bu nedenle savaşı izleyen yıllarda eşkıyalık olayları oldukça artmıştı. Aynı dönemde, Merzifon’daki Amerikan Koleji merkezli olan ve Anadolu’nun kuzeydoğusunda bir Rum Pontus Devleti kurmayı amaçlayan örgüt Çankırı’da gizli çalışmalar yürütüyordu. Örgütün zaman zaman silahlı saldırılar yapması, dikkatlerin Çankırı üzerinde yoğunlaşmasına yol açıyordu. Kuracakları devletin Çankırı’yı içine alacağını ileri süren Pontusçular’ın o günlerdeki en önemli eylemi Ilgaz Dağı Doruk mevkiindeki jandarma karakolunu basmaları ve Jandarmaları öldürmeleriydi. Çankırı halkının büyük tepkisine yol açan bu olaydan sonra, Müslüman halkla Ermeni ve Rumlar arasında ciddi sürtüşmeler baş gösterdi.

Öte yandan Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve milletvekillerinin sürekli göz hapsinde tutulmaları nedeniyle İstanbul’da çalışma olanağı kalmamıştı. Bu yüzden 1920 Mart sonlarında Anadolu’ya göç başladı. Bu arada 12 Mart 1920’de Mustafa Kemal bir genelge yayınlayarak olağanüstü bir meclis toplanması gereğini dile getirdi. Bütün il ve sancaklarda temsilci seçimi yapılmasını istedi. Seçilecek temsilcilerden oluşacak bu meclise, daha önce İstanbul Meclis-i Mebusan’ında görev alan milletvekilleri de davetliydi. Bu davete uyan çok sayıda milletvekili ve aydın İstanbul’u terk etmeye başladı. Bu yolculuk esnasında başlıca yol izleniyordu. Bunlardan birincisi Adapazarı Geyve-Düzce Bolu üzerinden Ankara’ya ulaşan karayolu, ikincisi de Şile– İnebolu deniz karayoluydu. İnebolu’da karaya çıkan milletvekilleri at sırtında Kastamonu’ya gidiyor, oradan da Çankırı’ya geçip bir iki gün konakladıktan sonra, Ankara’ya ulaşıyorlardı.
13 Nisan 1920 de başlayan birinci Düzce- Bolu ayaklanması, kısa sürede bölgenin benzer toplumsal özelliklerine sahip ilçeleri olan Gerede, Beypazarı ve Safranbolu’ya yayıldı. Ayaklanmanın Ankara’yı da etkileyebilecek bir boyuta ulaşması üzerine Mustafa Kemal 24 Nisan da, Bursa’da bulunan 20 nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya şu telgrafı çekti:
“Ayaklanma, Safranbolu ve Çerkeş’e yayılmıştır. Karışıklığın Ankara’ya doğru geliştiği görülmektedir.Ankara’da faydalanılacak 700 kişi kadar kuvvet vardır. Oradan alacağınız azami kuvvetle Ankara’ya gelmeniz gerekmektedir. Yüksek cevaplarınızı makine başında, ivedi olarak beklemekteyiz.”
Bu arada Genelkurmay Başkanı İsmet (İnönü) Bey de 25 Nisan da Çankırı’ya gelen 58 nci Alay Komutanı’na bir telgraf çekti. 58 nci Alay’ın hızla Çerkeş’e giderek ayaklanmayı bastırmasını istedi. Bunun üzerine 58 nci Alay Çerkeş’e yürüdü. Dört gün sonra 29 Nisan’da Kastamonu Valisi Cemal Bey, ayaklanmanın sonucuna ilişkin olarak Ankara’ya şu bilgiyi verdi:

“Dışarıdan gelen bazı fesatçıların kışkırtmalarıyla Safranbolu’daki dükkanlar kapanmış, telgraf muhaberesi kesilmiş ve önceden oraya gönderilmiş olan jandarma takım komutanının vazifeden alıkonulmuş olduğu... Ayrıca, Çerkeş ve Safranbolu’ya gönderilen milli kuvvetlerin dün İlçelere olaysız girdiği ve her iki ilçede sıkıyönetim ilan edildiği...”
Çerkeş’teki küçük çaplı ayaklanmayı bastırdıktan sonra, 58 nci Alay 5 Mayıs’ta, Binbaşı Vasfi Beyin komutasında Gerede’ye yürüdü. Ancak, burada yoğun bir ateşle karşılaşan birlikler dağılarak Çerkeş’e çekilmek zorunda kaldılar. Ertesi gün, bu kez Kızılcahamam Müfrezesi’nin düzenlediği bir saldırı Gerede önlerinde yine bozguna uğradı. Durumun yeniden kötüye gitmesi üzerine, başarısızlıkları komutanların becerisizliğinde gören Mustafa Kemal, Geyve’ye gelmiş bulunan Ali Fuat Paşa’ya yeni bir telgraf çekti ve acele önlem alınmasını istedi:
“Ayaklanma durumunun önemini hakkıyla tahmin edeceğinize eminim. Kızılcahamam ve Çerkeş istikametlerinde, sonradan yeni bir şiddetle genişleyen ayaklanma Ankara’yı dışardan da tehdit edecek bir durum almıştır. Ankara, Keskin ve Haymana gibi civarı ile beraber; ancak maddi baskı altında kendisini gösteremeyen bir fesat yuvası bulunduğu muhakkak olduğundan, bugün Ankara, yani bütün milli varlık, tehlike altında sayılmak gerekir. Konya ayaklanması’nı da ayrıntılarıyla bilmektesiniz. Bundan dolayı, her şeyden önce, Ankara’da tam anlamıyla güvenlik sağlamak için, bu fesat alanını çevreleyen Safranbolu–Çerkeş–Kızılcahamam–Beypazarı– Mudurnu–Geyve hakkında savunmaya geçilmesi gerekmektedir.bir defa bu durum tespit edildikten sonra, ayaklanmanın yok edilmesi için esaslı tertipler düşünülebilir. Bundan dolayı Adapazarı’na taarruzdan vazgeçebilir. Sizin, Geyve’den ayrılmanızda bir sakınca yoksa, bütün bu işleri bizzat idare etmek üzere Ankara’ya şeref vermeniz uygun olur.”

Mustafa Kemal’in bu telgrafı üzerine, Ali Fuat Paşa ayaklanmayı bastırmakla görevli birliklerin başına geçti; Çerkez Ethem güçlerinin de bu birliklere katılımıyla Düzce–Bolu Ayaklanması 1920 Mayıs sonlarında bastırıldı.
Aynı yıl 19 Temmuz’da patlak veren İkinci Düzce Ayaklanması sırasında 58 nci Alay’a bağlı birliklerin Çerkeş’te bulunması nedeniyle, İlçede herhangi bir olay meydana gelmedi. Tersine buradaki birlikler Gerede Ayaklanması’nın bastırılmasında önemli bir rol oynadılar.
Doğrudan işgal görmediği ve işgal bölgelerinden de oldukça uzak olduğu için, Çankırı’da işgale karşı örgütlenmeler, ancak, Mayıs 1920 den sonra gerçekleştirildi.

Çankırı ve yöresi Milli Mücadele günlerinde, doğrudan işgale uğramamış olmasına karşı yoğun askeri etkinliklere sahne olmuştur. Bu dönemde Çankırı deniz yoluyla yapılan ulaşım ve taşıma işlerinde önem kazandı. Deniz yoluyla İnebolu Limanı’na gelen Osmanlı ordusu subay ve erleri, burada oluşturulan bir ulaştırma örgütünce önce Kastamonu’ya oradan da Çankırı yoluyla Ankara’ya Batı Cephesi’ne gönderiliyordu. İstanbul’da Kuvvayyı Milliye örgütünce gönderilen silah ve cephanelerin taşıma işi de aynı yolla yapılıyordu. Giderek, buradaki lojistik etkinlikler yoğunlaştırıldı ve 02 Şubat 1921 de Çankırı da bir Menzil Nokta Komutanlığı kuruldu. Ulaştırma ve taşıma işleri de bu komutanlık aracılığıyla yürütülmeye başlandı.
Çankırı’daki lojistik etkinlikler, Sakarya Savaşı sırasında daha da büyük bir önem kazandı. Nitekim, 25 Ağustos 1921 de Çankırı’da bir hafta içinde 1.000 yataklık bir askeri hastane kuruldu. Çevre halkın yardımlarıyla donanımı tamamlanan hastanede, cepheden gelen yaralıların bakımı yapılıyordu. Çankırı’nın bu işe ön ayak olması öbür illerin halkını da harekete geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve sağlık hizmetleri ağı kuruldu.
05 Mart 1922 de ise, Çankırı’da oluşturulan bir “amele taburu” na yol ve köprüler onartıldı. Kışla ve menzil yapımlarında da kullanılan bu tabur, askerlik çağını geçirenlerden ve sakatlardan oluşuyordu. Tabur, Büyük Taarruzdan sonra dağıtıldı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.radyofm18.com
 
EVLİYA ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDE ÇANKIRI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: WENUSTEAM CAFE :: Memleket Tanıtımı-
Buraya geçin: