AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 YAĞRANLAR DİYARI VE TUZ ŞEHRİ ÇANKIRI - OSMANLI DÖNEMİ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ÇANKIRI-FM18-BATUHAN
.
.


Erkek
Mesaj Sayısı : 8
Yaş : 41
Nerden : ÇANKIRI
Lakap : ZIR DELİ
RuhHalin :
Takım :
Kayıt tarihi : 26/01/09

MesajKonu: YAĞRANLAR DİYARI VE TUZ ŞEHRİ ÇANKIRI - OSMANLI DÖNEMİ   Çarş. Şub. 11, 2009 6:47 pm

OSMANLI DÖNEMİ

Çankırı yöresi 1417’den sonra Candaroğulları’ndan Kasım Bey’in yönetiminde Osmanlı Devleti’ne bağlı olmakla birlikte, Kastamonu ve Sinop yöresinde Candaroğulları’nın egemenliği sürüyordu. 1461’de Fatih Sultan Mehmed, Trabzon seferine giderken, askeri ve ekonomik önemi olan Sinop’ u elinde tutan ve Trabzon’ daki Pontus Devleti’yle de ilişkileri olan bu beyliği kesin olarak ortadan kaldırdı.

Kasım Beyin 1464’ den sonra ölmesiyle Çankırı, Osmanlı yönetim düzeninde Anadolu Eyaleti’ ne bağlı bir sancak merkezi oldu. II. Beyazid’ in oğullarından Alemşah’ ın oğlu Osman Çelebi de, bir süre, Çankırı’da sancak beyi olarak bulundu. Ayrıca Çankırı doğuya yapılan seferlerde bir menzil yeri olarak belirlenmişti.
XVI. yy’ ın ortalarında bozulmaya başlayan ekonomik yapı ile birlikte artan toplumsal devinimler Anadolu’ nun öbür kentleri gibi Çankırı’yı da etkilemiştir. XVI. yy’ın ikinci yarısında ortaya çıkan bir başka önemli sorun da besin maddelerinin darlığı olmuştur. Bu darlık nedeniyle özellikle 1574, 1575 ve 1576 yıllarında büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. 1574’te Anadolu’ nun çeşitli kentlerine zahire mübaşirleri yollandı. Bunlar beylerbeyleri ve sancak beyleri ile birlikte zahire satın almakla görevlendirilmişlerdi. Halkın tohumluk ve yiyecek gereksiniminden fazlası o günkü fiyat üzerinden toplanacaktı. Ama bu yöntem etkili olmadı; genellikle halkın elindeki alınırken yörede etkili kişilerin zahirelerine dokunulmuyordu. Ayrıca rüşvet, önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştı.

Bu dönemde toplumsal açıdan önemli bir olay da devlet görevlilerinin devlete karşı çıkarak, etkili oldukları yörelerde başına buyruk bir yönetim kurmalarıdır. Bunların başında tımarlı sipahiler geliyordu.
Çankırı Sancağı’ na bağlı Kurşunlu Kazası’ndan baba oğul her ikisi de tımarlı sipahi olan Mehmed ve oğlu Murad adlı kişiler, tımarlı olmalarına karşın rüşvetle subaşı olmuşlardı. Bu kişiler eşkıya reisi İbrahim ile birlikte yasal olmayan bir biçimde halktan para topluyorlardı. Bu durum karşısında dayanma gücü kalmayan halk, durumu İstanbul’ a bildirmiş, ayrıca, öbür kazalardan da kurullar yollanmıştı. Verilen emirde sancak beyinin, Kurşunlu ve Çerkeş kadıları ile birlikte bu iki zorbayı denetlemesi istenmiştir. Yollanan emir gereği üç kadı ile Çankırı Sancakbeyi, Kurşunlu’da tımarlı sipahi Mehmed ve oğlu Murad’ı yargılamaya başladılar. Bu tür davalarda, çevreye “davası olan gelsin” denilerek haber vermek gelenkti. Bu haber üzerine kalabalık bir şikayetçi topluluğu Kurşunlu’ya geldi. Bu arada olayı duyan çevredeki tımarlı sipahiler de toplanmışlardı. Bunlar, davacılara saldırarak, mahkemeyi bastılarsa da büyük bir tepki ile karşılaşınca, Kurşunlu’ dan kaçarak canlarını kurtarabildiler. Sancakbeyi, bu durumda yargılamanın yapılamayacağını bildirerek oturumu terk etti. Halkın direnmesine karşılık, sipahileri tutan sancakbeyi kadıları da razı ederek davayı açtırmadı. Bunun üzerine İstanbul, bu önemli davanın görülmesi için Ankara ve Sivrihisar kadılarını görevlendirmek zorunda kaldı. Yine aynı yıllarda Kara Kader, Cafer, Kirmani ve Şah isimli eşkıyaların da Çorum ve Çankırı yöresinde yol kesip hırsızlık yaptıkları bilinmektedir.
1576’ da tüm Anadolu’yu etkileyen suhte (medrese öğrencisi) hareketleri, Çankırı ve dolaylarında da görüldü. Örneğin 3 Ramazan 973 (24 Mart 1566) tarihinde Amasya Beyi’ ne yazılan bir yazıda; “Kengırı sancağında bazı gurbet ve suhte taifesinin toplanarak adam öldürdükleri ve yağmacılık yaptıkları haber alındığından, bu gibilerin üzerine il erlerinin gönderilerek haklarından gelinmesi”, 21 Şevval 973 (11 Mayıs 1566) tarihli Lalaya ve Sultan Murad Lalasına yazılan diğer belgede de; “Bolu’ da ve Kastamonu’ da suhte, Kengırı’da da gurbet taifesinin toplanıp eşkıyalık yapmalarına mani olunması ve suçu sabit olanların cezalandırılması” istenmektedir.
Bu olaylar sonucu halkın yöneticilerle olan ilişkilerinin gerginleştiği, halkın zaman zaman ayaklananları ve eşkıyayı yöneticilere karşı kullandığı bilinmektedir. Sonuçta ise yöneticiler kendilerini korumak amacıyla devriye birlikleri kurmuş, böylelikle halkla ilişkileri daha da gerginleşmişti.
Anadolu’nun hemen her yerinden “selamlık”, “sekban akçesi” adı altında vergi toplandığına ilişkin haberler geliyordu. Tosya kadısı, Çankırı Sancakbeyinin kethüdası hakkında yolladığı bir şikayet mektubunda, kethüdanın sancakta görevli tımarlı sipahilerle düzeni sağlaması gerekirken paralarını alarak sipahilere izin verdiğini, bunların yerine iki yüz adam toplayarak, sancak halkına vergi saldığını bildiriyordu. XVII. yy’ın başlarında İzmit’te Çankırı ve Çorum’a dek uzanan sancaklarda, beylerin buyruğunda çalışan zorbaların, subaşı ve kethüda olarak, sekban bölükleriyle birlikte köyleri talan ettikleri yolunda İstanbul’a sürekli şikayetler geliyordu.
1603 yazında, Çankırı halkı adına İstanbul’a gönderilen bir arzda, sancakbeyinin halka iki kez vergi salarak, yirmişer kuruş topladığı, “yaylak harcı” olarak bir akçe yerine bir kırmızı (altın) aldığı, bunları her ay yandaşı subaşı ve sipahilere gönderdiği belirtiliyordu. Halk, sancakbeyinin denetlenmesini ve topladığı paraların hazine adına kendisinden geri alınmasını istemekteydi. İstanbul’dan Sancakbeyi’ne gönderilen yazıda yanlarında zorba (yeni sipahi) bulundurmamaları emredilerek, bunlara uyulması, sancağın elinden alınacağı bildiriliyordu.

XVIII. yy’da, Çankırı, Anadolu Eyaletine bağlı bir sancak olma durumunu sürdürüyordu. Bu dönemde Çankırı Sancağı yönetiminde bir mütesellim bulunuyordu. Sancakların, sayıları gittikçe artan mütesellimlerce yönetilmesinde bu yerlerin arpalık olarak verilmesinin büyük ölçüde etkisi vardı. Sancaklar, arpalık olarak, genellikle vezirlere verilmekteydi. Bu sancaklara atanan paşalar genellikle yerel güçler ve zorbalarla anlaşamıyor, çoğu kez zorbalarca haksız olarak İstanbul’a şikayet ediliyorlardı.
XVIII. yy başlarında bozulan ekonomik durum sonucu vergilerde önemli artışlar olmuştur. Örneğin “nüzul vergisi” 1712’da Çankırı’da hane başına 600 akçeye yükselmişti. Ayrıca, 30 akçe’de bunları toplamakla görevli mübâşirlere veriliyor ve vergi böylece 630 akçeye ulaşıyordu. Malikhâne olarak verilmiş köyleri ve mukataaları ellerinde tutanlar bu vergilerini devlete peşin olarak ödediklerinden, buralardan kendileri için vergi toplamaktaydılar. Bazı malikhane sahipleri vergilerin yeniden belirlenmesi ve yeni yerleşenlerin vergilendirilebilmesi için İstanbul’a başvurmaktaydı. Örneğin Çankırı’da Ali adlı bir malikhane sahibi, malikhanesine bağlı köylerde yeniden “haric ez defter” (defter dışı) kişilerin ortaya çıktığı, bunlardan çift vergisi alamadığı bildirerek, bunların deftere işlenmesi için tahrir yapılmasını istemişti. Bu istek olumlu karşılanarak tahrir yapılması için “emr-i şerif” çıkartılmıştı.
XVIII. yy’ın ikinci yarısında devleti uğraştıran önemli sorunlardan birini de, bir türlü toprağa yerleştirilemeyen göçebe Türkmenler oluşturmuştur. Anadolu’daki sancaklara yazılan fermanlarda yol kesen eşkıyalarla birlikte Türkmenlerin de cezalandırılması istenmekteydi. Bu gruplar Çankırı ve dolaylarında etkili olmakta ve çevreye zarar vermekteydiler.
Bu dönemde, özellikle vergi toplamada ve başka kamu işlerinin görülmesinde devlet görevlilerinin büyük yolsuzluklar yaptıkları, halktan yasalarda bulunmayan vergiler topladıkları anlaşılmaktadır. Örneğin, Çankırı halkı, vergi toplamakla görevli mutasarrıfı, görevinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’a şikayet etmiştir. 1710’da yapılan bir şikayette, daha önce Çankırı Mutasarrıfı olan Bulad Paşa oğlu İsmail Paşa’nın sancaktaki bazı kazalardan haksız vergi aldığı bildirilmiş, durumun incelenmesi için Çankırı Kadısı’na bir ferman ve sadrazam mektubu yollamıştır. Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesinin zayıflaması sonucu ortaya çıkan ayânlar, 1768 Osmanlı–Rus Savaşında devletin onlardan yardım istemek zorunda kalmasıyla daha da güçlenmiştir. Bunlar, bu dönemden sonra salt ayân olarak kalmamışlar, güçlerini artırmışlar. Bunlar bu dönemden sonra salt oğula geçen hanedanlar kurmuşlardır. Bu ailelerden biri Çankırı’yı da içine alan geniş bir alanda hüküm süren Çaparzâdeler’dir. Bu aile iki yüzyıla yakın egemenliğini sürdürmüştür. Bu dönemde aralarında Çankırı’da olmak üzere bir çok ayân hakkında sayısız şikayetler yapılmıştır. Çankırı’ya bağlı pek çok köyden, Mustafa Hatip oğlu Emrullah ve yardakçılarının yüz elli-iki yüz kuruş aldıkları ve halka eziyet ettikleri yolunda şikayetler olmuştur. Çeşitli köylerden gelenler ile şikayet edenler arasında yapılan duruşmada, şikayetlerin asılsız olduğu anlaşılmış ve durum Haziran 1802’da Çankırı Kadısınca bir mektupla İstanbul’a bildirilmiştir. Çankırı’nın Çaparzade Süleyman Beyin (1782-1813) bölgesi olması nedeniyle, Çankırı Sancağı’na bağlı Şabanözü’nde ayânlık iddia eden Hacı Ali oğlu Mehmed’in cezalandırılması görevi Süleyman Beye verilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucu Mehmed hakkında yapılan şikayetlerin doğru olmadığı anlaşılmış ve Mehmed resmen ayan olmuştur.
Çankırı ve çevresinde etkili olan Çaparzadeler önceleri yalnızca Bozok (Yozgat) Mütesellimi iken, daha sonra aile kısa sürede daha da büyüyerek gücünü arttırmıştır. Çaparzade Süleyman Bey döneminde devlet bu aileden sık sık yardım istemiştir. Devlet, kimi zaman ayânlardan birinin yolsuz bir davranışını önlemek için öbür ayânları kullanıyordu. Örneğin, Anadolu’da çeşitli sancaklardan buğday istemişti. Bu sancaklar arasında Çankırı da bulunuyordu.
Çankırı da halk, ayândan bazı kişilerle anlaşarak, halkın sefer nedeniyle bir çok ödemede bulunduğunu belirtmiş ve zahireyi eksik vermişti. Bunun üzerine sancak mutasarrıfın vekili olan mütesellime, ayânların “sürgün ve kalebend” edilerek gereği gibi cezalandırmaları ve istenen buğdayın verilmesi emredilmiştir.
Çankırı XIX. yy’da ana ulaşım yollarının dışında kalan bir yerleşim merkezi olduğundan fazla gelişmemiştir. Ekonomik yaşamda geleneksel üretimi biçimi sürmüş, buna bağlı olarak da önemli bir nüfus hareketliliği olmamıştır. Aynı dönemde Osmanlı merkezi yetkesinin zayıflaması, Kadıkıran isyanı ile Çankırı’ya da yansımıştır.
Türkmen kökenli ve isminin de Kadıkıran Mehmet olduğu bilinen kişinin isyan hareketi, Osmanlı coğrafyasında diğer bir takım isyanların olduğu tarihle paralellik göstermektedir. Aynı zaman dilimi içerisinde Tepedelenli Ali Paşa’nın, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ve Yunan ayaklanmasının başlaması Osmanlı yönetimini güç durumda bırakmıştır. Kadıkıran Mehmet’in 3.000 kişi ile birlikte ayaklanması üzerine İbrahim Paşa, adamlarından Koca Arab’ı ayaklanmayı bastırmak üzere göndermiştir. Bu arada Kadıkıran, sıraya başvurarak affedilmesi ve bir il verilmesini talep etmişse de bu isteği reddedilerek hakkında idam fermanı çıkarılmıştır. Kuvvetlerinin sayısını 5.000’e çıkaran Kadıkıran ile Koca Arab’ın Çankırı’daki Dümeli ovasında karşılaştığı tahmin edilmektedir.
Ayaklanma bastırılınca Kadıkıran Mehmet önce İran’a, oradan da Rusya’ya sığınmış, Rusların Tiflis elçisi de onu Erzurum’a, oradan da İstanbul’a göndermiştir. Kadıkıran Mehmet’in ayaklanma öncesinde ve sonrasında Çankırı Merkezi ile İl sınırları içerisinde oturduğu ve burayı merkez yaptığı tahmin edilmektedir.
XIX. yy’ın ilk yarısında Çankırı Ankara Vilayetine bağlı iken, ikinci yarısında, yeni idarî ve mülkî yapılanmaya paralel olarak Kastamonu Vilâyetine bağlanmıştır. Bu dönemde Kastamonu vilâyetine Çankırı ile birlikte Sinop ve Bolu sancakları da bağlıydı. 1894 yılında Çankırı merkez kazaya Koçhisar (Ilgaz), Şabanözü ve Tuht (Yapraklı) nahiyeleri, Çerkeş kazasına da Karacaviran, Bayındır ve Ovacık nahiyeleri bağlıydı. Çankırı sancağına dönem dönem Kalecik ve İskilip kazalarının da bağlandığı bilinmektedir.

1899’da Çankırı merkezde askerî birlik olarak İkinci Kastamonu Fırkasının Üçüncü Kastamonu Livasına bağlı Altıncı Çankırı Alayı, Ilgaz’da Beşinci Kastamonu Alayına bağlı İkinci Koçhisar Taburu vardı. Subaylarının çoğunu Yunan ve Girit savaşları gazilerinin oluşturduğu söz konusu askeri birliklerin yanı sıra Çerkeş’te On İkinci Safranbolu Alanının İkinci Taburu bulunmaktaydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.radyofm18.com
 
YAĞRANLAR DİYARI VE TUZ ŞEHRİ ÇANKIRI - OSMANLI DÖNEMİ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: WENUSTEAM CAFE :: Memleket Tanıtımı-
Buraya geçin: